Pepe Başgan olarak, yazın sıkılmayın diye hemen yeni bir yazı düşündüm ve bu çıktı... Yazın hangi olayları görüp dikkat etmiyorsunuz buna bakmaya karar verdim işte. Buyrun beraber başlayalım.
A) Tişörtle Gezen Okul Müdür Yardımcısı (veya müdür);
Okuldan karneyi almaya gittiniz (eskiden okul kapandıktan 10 gün sonra veriliyodu karneler hey gidi), o yaz sıcağında okulun içine girdiniz. Tak!! karşınıza kim çıktı?! Müdür yardımcısı. İşte size çocukluk travması. Hep takım elbiseyle gördüğünüz adam enine çizgili tişörtle karşısınıza çıkıyor. Gözleriniz dolu dolu. Otoritesi sarsılıyor resmen. "Bu sıcakta isilik mi olaydım" der gibi size bakıyor. Biliyor ne halt ettiğini bize. Yapma hocam bari şu sigara paketini cebinde taşıma.
Bunun gibi bir de okulun son günlerinde önlüğün altına şort giyen bebe var o da travma. Mesafeli yaklaştım hep o arkadaşlara. Çok özgüvenli arkadaşlardan hep korkmuşumdur. Gerçi çoğu aldı yürüdü biz sümsüklükten hep geride kaldık. Hep yitiklendik.
B) Otel-Tatil Köyü Tanıtımlarında Tava Yakan Adamlar:
Eskiden daha çok vardı. Şimdi son durumu bilmiyorum. "Asya Tur'la Tatil Keyfi" başlığında kanallarda dönerdi. "Aşçımız (şimdi ismi şef oldu bre breh) o kadar maharetli ki gün aşırı tava yakıyor. İnan teflon dayandıramıyoruz" mesajıyla reklamlarını yapan otellerin gider kaleminde tava büyük yer taşıyordur eminim. Bu tava yakan aşçı görüntüsü genelde "açık büfe yemeklerimizle unutulmaz bir tatil sizleri bekliyor" diyorlar bi de. Açık büfe dediği de karpuzlar dilim dilim, salataların biri domatesli biri domatessiz. Bu herşey dahil işi çok geriye götürdü bacasız sanayimizi.
Neyse efendim bir de bu otel tanıtımlarında havuza atlayıp; dalıp çıktıktan sonra kokteylini yudumlayan tipler de oluyordu hep. Genelde de kadın oluyordu bu atlayanlar (çıkınca sevgili havuz kenarında bekliyor bu arada). Ben bu kokteyl işini denedim. Havuz kenarına koydum içkimi. "Kırılır. Ortalık batar" diye reddetiler. İşte ucuz tatil arayınca böyle oluyor.
Bir de tüm mutfak personelinin açık büfe tezgahının önünde eller arkada pozu olur broşürlerde. Sanırsın içerde bir lezzet yarışı var. Reel hayatta o da yok tabi. Aynen broşürde olimpik görünen havuzun otele gidince çocuk havuzundan hallice olması gibi...
Çok dertliyim bu konuda bak konu nerlere geldi. Geçelim;
C) Meydanda Portre Çizen Ressam ve Merakla Bekleşenler;
Fotoğrafa bakmayın. Gene uygun görsel bulamadığım için kış mevsiminden bir fotoğraf olmuş. Neyse efendim her yazlık yerde mutlaka bir portreci olur. Geçici dövmeci gibi. Neden bilmiyorum. Bizim valide de yaptırmış mesela zamanında, evin duvarına asılı üstünde; "1989 Bodrum" diye yazıyor. Ama hiç anamla alakası yok. Gavga çıkmış zaten o gün. "Bu bana hiç benzemiyor" diye. Neyse bu portre işi 80'lerden beri bitmeyen bir sektör. İlgi de görüyor ki nesilden nesile aktarılıyor. Karakalemi var, at ağızlı çizimi var (karikatürünüz çizilir), renkli çıktılısı var. Baya da pahalı. Ressamlık kazandırmıyor derler bi de. Bu portrecinin sağında solunda da reklam amaçlı çizilmiş resimler vardır. İşte o dönem kim meşhursa onların karikatürleri; Baba Bush, Akrep Nalan (Halikarnas taa geçen yaz yasladım sana), Bülent Ersoy vs. "Ay ne kadar da benzetiyor" oyununa gelirsin sen de.
Neyse asıl konu ressam değil. Bütün akşamını ressamın arkasında geçirenler. Tatili ucuza getirmek böyle bir şey olsa gerek. Diskoya bara para vermeyip ressamın arkasında "benzeyecek mi acep" motivasyonuyla bekleşmek çok ekonomik. O büyük kalabalığın amacı, beklentisi ve eğlence anlayışı nedir?! Neden saatlerce hipnoz ayini gibi kitlenir kalırlar anlamıyorum. Anlayan varsa bi anlatsın. Bir dağılın bi nefes alsın la adam!
90'larda bir de yazlık yerlerde "pirince isim yazma" diye bir şey çıkardılar ama o çok tutmadı. Ya da yapanlar gözlerinden oldu. Kolay değil tabi.
D) Yaz Sıcağında Mal Mal Gezen Yalnız Çocuk;
Ya bu görsel de biraz hüzünlü oldu ama idare edin.
Arkadaşları dışarı çıkmayınca, onları bulamayınca (oğlum aşşağıda yeni dondurmacı açılmış oraya gittik stayla) tek başına gezen; bütün gün anlamsızca taş tepen, köpek kovalayan, sopa bulup toprak kazan gariban bir çocuğun hikayesinden bahsediyoruz. Çok hüzünlüymüş evet. Gerçi insanı güçlü yapıyor. Ben böyle böyle birey oldum.
Neyse gözlerim doldu. Bitireyim yazıyı. Şaka lan dolmadı.
devam edebilir...
bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Temmuz 2011 Pazartesi
31 Ocak 2011 Pazartesi
Kaybolan Değerlerimiz Bölüm 1: Doktorlar
Bu kısımda zamanında kıymetini bilemediğimiz bir grup insanın şimdi nerede ve ne yaptığını merak edeceğiz. İlk bölümümüzde 80'ler ve 90'larda meşhur olmuş, fakat daha sonra çeşitli nedenlerle popüler ortamlardan elini eteğini çekmiş enteresan adamları inceliyeceğiz. Buyrun başlayalım.
1. Doktor Bilal:
Mahlasından da anlayacağınız üzere asıl mesleği doktorluk olan Bilal hocamız, 80 sonu 90 başında çok meşhurdu. Hatta Fatih Ürek, fenomen olmuş önü son iki düğmesinden kapalı alacalı beleceli gömleği Doktor Bilal'den almıştır.
Doktor Bilal her efemine şarkıcı gibi bodrum civarında ününe ün katmış, beyaz sarı saçlarıyla ilgi çekmiş bir abimizdir. Kendisi sadece görüntüsüyle değil şarkı sözleriyle de yüreklerimizi pare pare etmiştir. Mesela; "sebep olan kebap olsun, bir kaşık suda boğulsun"... Bir de kendisinin Kenan Evren'in kızıyla aşk yaşadığı dedikoduları çıkmıştı. Bu tarz şeylerden ölesiye nefret eden Kenan Evren'in "eşeğin sevmediği ot burnunun dibinde biter" hesabı Bilal'i damat etmesi de çok manidar.
Neyse umarım kendisi mutlu bir hayat sürüyordur deyip kendisinin bir başka şarkı sözüyle bitirelim incelememizi; "unut derdini gül be aga/ gözyaşlarını sil be aga/ biliyorsun parolayı/ aganaga toranaga... (ekşi sözlükten delican'a saygılarla).
2. Aldo:
Tıbbiyeli arkadaşların aklına yoksa biz de diplomayı 'Cücü' ile barlarda mı ezeceğiz sorusu gelebilir ama Aldo da aynen Doktor Bilal gibi bir doktordur. Varın tıp eğitiminin ne kadar zor olduğunu düşünün (kadavra görmekten sıyırıp cücünün eline düşüyorsun, o da seni gazetedeki fotoğraf örneğindeki gibi elleri aça aça alkışlıyor). Gerçi Ferhat Göçer gibi antipatiğin tillahı bir doktor-şarkıcı olacağına bu dostlar gibi şen ol daha iyi.
Neyse Aldo da 90'ların başında sabah şark hizmeti, akşam meşk hizmeti şeklinde hayatını sürdürmekteydi. Sonra artık Sağlık Bakanlığı müdahale mi etti ne oldu bir anda çekildiler piyasadan. Ben zamanında kendisini Bodrum'da gördüydüm. Yani küçüktüm ve çıktığı yeri dışardan görüyodum. Tam hatırlamıyorum ama beyaz pelerini ve aynalı bir elbisesi vardı. Bir anda döne döne sahneye geldi. Oradaki şovu Rammstein konserinde dahi bulamadım.
Ayrıca asıl adı Adnan olan abimizin 2 torunu mevcutmuş. Açmayın dedeler...
Ama Türkiye'nin anlamsız muhafazkarlaşmasından en çok o nasibini almış Etiler cenahına sıkışmıştır. Kendisine burdan sevgiler yolluyorum.
3. Devran Çağlar:
Evet son incelememiz "bir hüzün hikayesi Devran Ç." ile ilgili... Ki kendisi ile maalesef acı bir hatıramız da var Arzu edenler buradan okuyabilir; http://tinyurl.com/4ow77ak ... Kendisini en son Kanal 1'deki "Filmin Devamı" programında gördüm. Bir dondurmacıda şarkı söylüyormuş. İnsanın 3 kepçe sade-kakaolu-karamelli yerken Devranı izlemesi ilginç bir hissiyat olmalı. Kendisinin bu hale gelmesinde tek suçlu Bülent Ersoy'dur. Kendisinden daha billur bir sesi kaldıramayan korkunç mafya Bülent, Devran abimizin ayağını kaydırmada bir sakınca görmemiş, onu dondurmacılara kadar itmiştir.
Şimdi yukardaki fotosunda Devran başganın ilk zamanlarını görüyorsunuz. Kıvırcık saç, pos bıyık ve Trabzon işi burma bilezikleriyle gayet kafa karıştırıcı bir görüntüsü olan Devran o zaman Bülent Ersoy ve Zeki Müren'e karşı bir silah olarak çıkmıştı piyasaya. Hatta öyle sağlam bir rakipti ki, bir kadınla kavuşamadığı ama o kadını her fırsatta sıkıştırdığı Gülşen Bubikoğlu- Bülent Ersoy ekseninde erotik-gerilim filmi bile mevcuttur.
Ona da bakmak isteyen ;
http://tinyurl.com/permalidevran adresinden bakabilir.
Neyse efendim daha sonra kendileri 2000 yılı başında bıyıkları kesip, saçlara fön çektirip tamamen başka profille şansını denemiş ama yine de aşı tutmamıştır. İnşallah birgün sahnelere döner de Bülent'e dersini verir.
İşte böyle gardaşlarım, bir bölümümüzün daha sonuna gelirken yorumlarınızı ve katılımlarınızı bekliyoruz.
1. Doktor Bilal:
Mahlasından da anlayacağınız üzere asıl mesleği doktorluk olan Bilal hocamız, 80 sonu 90 başında çok meşhurdu. Hatta Fatih Ürek, fenomen olmuş önü son iki düğmesinden kapalı alacalı beleceli gömleği Doktor Bilal'den almıştır.
Doktor Bilal her efemine şarkıcı gibi bodrum civarında ününe ün katmış, beyaz sarı saçlarıyla ilgi çekmiş bir abimizdir. Kendisi sadece görüntüsüyle değil şarkı sözleriyle de yüreklerimizi pare pare etmiştir. Mesela; "sebep olan kebap olsun, bir kaşık suda boğulsun"... Bir de kendisinin Kenan Evren'in kızıyla aşk yaşadığı dedikoduları çıkmıştı. Bu tarz şeylerden ölesiye nefret eden Kenan Evren'in "eşeğin sevmediği ot burnunun dibinde biter" hesabı Bilal'i damat etmesi de çok manidar.
Neyse umarım kendisi mutlu bir hayat sürüyordur deyip kendisinin bir başka şarkı sözüyle bitirelim incelememizi; "unut derdini gül be aga/ gözyaşlarını sil be aga/ biliyorsun parolayı/ aganaga toranaga... (ekşi sözlükten delican'a saygılarla).
2. Aldo:
Tıbbiyeli arkadaşların aklına yoksa biz de diplomayı 'Cücü' ile barlarda mı ezeceğiz sorusu gelebilir ama Aldo da aynen Doktor Bilal gibi bir doktordur. Varın tıp eğitiminin ne kadar zor olduğunu düşünün (kadavra görmekten sıyırıp cücünün eline düşüyorsun, o da seni gazetedeki fotoğraf örneğindeki gibi elleri aça aça alkışlıyor). Gerçi Ferhat Göçer gibi antipatiğin tillahı bir doktor-şarkıcı olacağına bu dostlar gibi şen ol daha iyi.
Neyse Aldo da 90'ların başında sabah şark hizmeti, akşam meşk hizmeti şeklinde hayatını sürdürmekteydi. Sonra artık Sağlık Bakanlığı müdahale mi etti ne oldu bir anda çekildiler piyasadan. Ben zamanında kendisini Bodrum'da gördüydüm. Yani küçüktüm ve çıktığı yeri dışardan görüyodum. Tam hatırlamıyorum ama beyaz pelerini ve aynalı bir elbisesi vardı. Bir anda döne döne sahneye geldi. Oradaki şovu Rammstein konserinde dahi bulamadım.
Ayrıca asıl adı Adnan olan abimizin 2 torunu mevcutmuş. Açmayın dedeler...
Ama Türkiye'nin anlamsız muhafazkarlaşmasından en çok o nasibini almış Etiler cenahına sıkışmıştır. Kendisine burdan sevgiler yolluyorum.
3. Devran Çağlar:
Evet son incelememiz "bir hüzün hikayesi Devran Ç." ile ilgili... Ki kendisi ile maalesef acı bir hatıramız da var Arzu edenler buradan okuyabilir; http://tinyurl.com/4ow77ak ... Kendisini en son Kanal 1'deki "Filmin Devamı" programında gördüm. Bir dondurmacıda şarkı söylüyormuş. İnsanın 3 kepçe sade-kakaolu-karamelli yerken Devranı izlemesi ilginç bir hissiyat olmalı. Kendisinin bu hale gelmesinde tek suçlu Bülent Ersoy'dur. Kendisinden daha billur bir sesi kaldıramayan korkunç mafya Bülent, Devran abimizin ayağını kaydırmada bir sakınca görmemiş, onu dondurmacılara kadar itmiştir.
Şimdi yukardaki fotosunda Devran başganın ilk zamanlarını görüyorsunuz. Kıvırcık saç, pos bıyık ve Trabzon işi burma bilezikleriyle gayet kafa karıştırıcı bir görüntüsü olan Devran o zaman Bülent Ersoy ve Zeki Müren'e karşı bir silah olarak çıkmıştı piyasaya. Hatta öyle sağlam bir rakipti ki, bir kadınla kavuşamadığı ama o kadını her fırsatta sıkıştırdığı Gülşen Bubikoğlu- Bülent Ersoy ekseninde erotik-gerilim filmi bile mevcuttur.
Ona da bakmak isteyen ;
http://tinyurl.com/permalidevran adresinden bakabilir.
Neyse efendim daha sonra kendileri 2000 yılı başında bıyıkları kesip, saçlara fön çektirip tamamen başka profille şansını denemiş ama yine de aşı tutmamıştır. İnşallah birgün sahnelere döner de Bülent'e dersini verir.
İşte böyle gardaşlarım, bir bölümümüzün daha sonuna gelirken yorumlarınızı ve katılımlarınızı bekliyoruz.
Etiketler:
80'ler,
90'lar,
aldo,
bodrum,
bülent ersoy,
devran çağlar,
doktor bilal,
efemine şarkıcı,
etiler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






